Genel Cerrahi

 

GENEL CERRAHİ KAPSAMINA GİREN VE HASTANEMİZDE  CERRAHİ TEDAVİSİ UYGULANAN HASTALIKLAR

Gastrointestinal Sistem (Sindirim Sistemi) Hastalıkları:
  • Mide Hastalıkları
  • İnce Barsak Hastalıkları
  • Kolon (Kalın Barsak) ve Rektum Hastalıkları
  • Anal Bölge (Makat) Hastalıkları
  • Hemoroid (Basur)
  • Anal fissür (Çatlak)
  • Perianal Abse ve Fistül
  • Pilonidal Sinüs (Kıl Dönmesi)
Hepatopankreatobiliyer Sistem (Karaciğer ve Safra yolları) Hastalıkları:
  • Karaciğer ve Dalak Hastalıkları
  • Safra kesesi ve Safra yolları Hastalıkları
  • Kolelitiazis (Safra Kesesi Taşı)
Endokrin Sistem Hastalıkları
  • Tiroid Hastalıkları
  • Paratiroid Hastalıkları
  • Guatr
Meme Hastalıkları
  • Meme Kisti
  • Fibrodenom
  • Memenin Fibrokistik Hastalığı
  • Meme Tümörleri
  • Meme Biopsi
  • Mastektomi
  • Aksilla (Koltuk Altı) Disseksiyonu
Karın Duvarı Fıtıkları
  • Umblikal Herni (Göbek Fıtığı)
  • İnsizyonel Herni (Karın Fıtığı)
  • İnguinal Herni (Kasık Fıtığı)
KOLELİTİAZİS (SAFRA KESESİ TAŞI)

Ortalama her 10 erişkinden birinde safra kesesi taşı mevcuttur. Safra kesesi taşı olanların büyük çoğunluğunda (%70 – 80) belirgin şikayet yoktur. Bunlara “sessiz taş” denir ve tesadüfen başka tetkikler sırasında saptanırlar. Safra kesesi taşlarının en önemli bulgusu, karın sağ üst kısmında oluşan ve sırta da vurabilen ağrılardır.

Safra kesesi taşları kesenin ağzını tıkayarak içeriğinin boşalamamasına, böylece “kolesistit” adını verdiğimiz iltihaplanmaya yol açabilir. Küçük taşlar ana safra kanalına düşüp burada tıkanıklığa yol açarak safranın kana karışmasına neden olur ve “tıkanma sarılığı” meydana getirebilirler. Yine safra kesesindeki küçük taşların ana safra kanalının alt ucunda pankreas bezine ait kanalı tıkamaları sonucu oluşan ve “pankreatit” adı verilen pankreas bezi iltihabı da tedavi edilmediğinde %50 ölümle sonuçlanmaktadır.

Safra kesesi kanserinde %95 oranında kesede taş mevcuttur. Bu da “safra kesesi kanseri” ile safra kesesi taşları arasında bir ilişkinin var olduğunu göstermektedir.

Tedavisi “kolesistektomi” yani safra kesesinin içindeki taşlarla birlikte ameliyatla çıkarılmasıdır. Safra kesesi taşı oluşumunun esas sebebi safra kesesinin kendisindeki fonksiyon bozukluğudur. Kolesistektomi sonucunda hem safra kesesi taşı çıkarılmış, hem de tekrar taş oluşturabilecek kese ortadan kaldırılmış olur. Günümüzde safra kesesi taşına bağlı şikayeti olan hastaların tedavisinde altın standart laparoskopik kolesistektomidir. Laparoskopik kolesistektomi 1990’lardan itibaren kullanılan bir ameliyat yöntemidir. Genel anestezi altında karına açılan 4 adet küçük delikten içeri sokulan çeşitli cihazlar ve kamera yardımıyla, bir televizyon ekranından izlenerek safra kesesinin dışarı çıkarılması işlemidir. Ortalama 45 dakika sürmektedir. Karın duvarında büyük bir kesi olmadığından hastanın konforu ve iyileşmesi çok daha iyidir. Hasta ertesi gün yemeğe başlar ve evine gidebilir. Tam iyileşme süresi 2 – 3 gündür.

Safra kesesi taşlarında artık standart hale gelen laparoskopik kolesistektomi (kapalı safra kesesi ameliyatı) tekniği başarılı bir şekilde rutin olarak hastanemizde uygulanmaktadır. Bu işlem sonrası hastalar bir gece hastanede yatmakta ve ertesi gün taburcu olmaktadır.

KARIN DUVARI FITIKLARI
Karın duvarı fıtıkları, karın içi doku ve organlarının karın duvarındaki zayıf bir noktadan karın boşluğu dışına çıkmalarıdır. Karın duvarını oluşturan destek dokuların belirli bir bölgesinde doğumsal veya sonradan oluşan zayıflama ve gevşeme sonucunda oluşmaktadır. Zamanında tedavi edilmediği takdirde barsak tıkanması veya fıtık boğulması şeklinde çok ciddi sorunlara yol açabilmektedir.

İnsizyonel herni (ameliyat sonrası fıtık), umblikal herni (göbek fıtığı) ve inguinal herni (kasık fıtığı)en sık görülen fıtık çeşitleridir. Fıtıkların tedavisi cerrahidir. Tedavinin esası fıtık boynundan dışarıya çıkmış olan organ ve dokuların tekrar karın boşluğuna itilmeleri, fıtık boynunun kapatılması ve onarımın üzerinin mesh adı verilen sentetik bir yama ile desteklenerek sağlamlaştırılmasıdır

Fıtık cerrahisinde tekrarlama riskini yok denecek seviyeye düşüren mesh (sentetik yama) teknolojisi hastanemizde her türlü fıtığın cerrahi tedavisinde rutin şekilde ve problemsiz olarak kullanılmaktadır. Belden yapılan spinal anestezi altında yapılan kasık fıtığı ameliyatı sonrasında hastalar aynı gün taburcu olabilmektedirler.

GUATR 

Tiroid bezi, boyun ön tarafında gırtlağın hemen önünde yer alan 15 – 25 gram ağırlığında kelebek şeklinde bir organdır. Tiroid bezi tiroid hormonlarını salgılar ve kana verir. Bu salgının azalması veya çoğalması olumsuz etki yapar. Fazla hormon salgılarsa hipertiroidi denir. Bu durumda sinirlilik, fazla iştaha rağmen kilo kaybı, aşırı terleme, ellerde titreme, çarpıntı ve uzun süre devam ederse göz bulguları oluşur. Tiroid bezi normalden daha az hormon salgılarsa hipotiroidi denir. Bu durum halsizlik, çabuk yorulma, hareketlerde ve kalp atımında yavaşlama, uyuklama hali, kabızlık, kadınlarda adetten kesilme gibi belirtiler verir.

Tiroid bezinin büyümesine guatr denir. Her yaşta görülebilir. Kadınlarda daha sıktır. Bezin büyüme şekline göre diffüz yada nodüler guatrdan söz edilir. Tiroid fonksiyonlarına göre hipertiroidik, ötiroidik ve hipotiroidik guatr olabilir.Guatr hastalığının tanısı muayene, tiroid hormon düzeylerini gösteren kan tetkiki, ultrason ve sintigrafi ile konulur.

Diffüz guatr, boyutları çok büyük olmadığı ve kozmetik deformite yaratmadığı sürece hastalığın durumuna göre ilaçlı ve ilaçsız olarak periyodik izlem altında tutulur.

Nodüler guatr hastalığında nodüllerin mutlaka incelenmesi gerekir. Tiroid nodülü tiroid içinde veya üzerinde oluşan kitlelerdir. Vücudun herhangi bir yerinde oluşan kitle veya şişlik bizi nasıl rahatsız ediyor ve çözüm bulmaya itiyorsa, aynı şeyler tiroid nodülü için de geçerlidir. Tespit edilen nodüllerin, mutlaka doppler ultrason veya tiroid sintigrafisi ile ileri tetkiki gereklidir. Bu tetkikler sonucunda nodülün kanser riski olup olmadığı ortaya çıkar.

Diffüz guatrda tiroid bezi çok büyümüş ve nefes almayı zorlaştırıyorsa veya estetik olarak hastayı rahatsız ediyorsa, nodüler guatrda kanser şüphesi, çevre dokulara bası belirtileri, hipertiroidi veya kozmetik deformite mevcutsa guatr ameliyatı önerilmektedir.

Guatr ameliyatı genel anestezi altında yapılan ve yaklaşık 2 saat süren bir cerrahi işlemdir. Hastanemizde guatr cerrahisi güvenli bir şekilde uygulanmaktadır. Guatr ameliyatlarında dünyada da yaygın olarak kullanılan Ligasure cihazı kulanılmaktadır. Damar ve dokuları bir çeşit ısı enerjisi ile mühürleyen bu teknolojik cihaz sayesinde ameliyatlar kanamasız ve dikişsiz olarak gerçekleştirilmektedir. Ameliyat süresi kısalmakta ve hasta daha az narkoz almaktadır. Hastalar ameliyat sonrası bir gün hastanede kalmakta ve ertesi gün problemsiz olarak taburcu edilmektedir.

HEMOROİD ( BASUR )
Makattan kanama
çok önemli bir semptomdur. Hemoroid ve fissür hastalıklarında sık rastlanan bir şikayet olmasına rağmen aynı zamanda kalın barsak kanserleri ve kalın barsağın diğer hastalıkları da kanama yapabilir. Bu nedenle mutlaka uzman bir cerrah tarafından muayene olunmalıdır. Hemoroid ve fissür tedavisine kesin tanı konulduktan sonra başlanmalıdır.

Hemoroid (basur) toplumda çok yaygın olarak bulunmaktadır. Makat bölgesinde oluşan bir çeşit varisdir. Makatta yer alan toplardamar yastıklarını oluşturan damarların genişlemesi sonucu oluşur. Kabızlık nedeni ile genişleyen damarlar zamanla makat dışına sürüklenir ve dişkılama esnasında dışarı sarkar. Hemoroidli hastaların çoğunda uzun süren kabızlık vardır ve ailede birçok hemoroidli şahıs bulunmaktadır.

Dört farklı şekilde görülebilir

1.derece hemoroid : Makattan çıkmayan semptomatik memeler mevcuttur.
2.derece hemoroid : Dışkılama ve ıkınma esnasında dışarı çıkan ve kendiliğinden içeri giden memeler vardır.
3.derece hemoroid : Dışkılama ve ıkınmakla dışarı çıkan ve ancak elle geri itilen memeler.
4.derece hemoroid : Geri itilmeyen memeler mevcuttur.

1. ve 2. derece hemoroid hastalığında medikal tedavi verilir ve genelde yarar görürler. 3. ve 4. derece hemoroid hastalıklarında ve akut tromboz ataklarında ise başta cerrahi olmak üzere çeşitli tedavi metodları uygulanmaktadır. Hastanemizde hemoroid ameliyatlarında her türlü tedavi teknolojisi uygulanmaktadır. Özellikle Ligasure cihazı ile yapılan operasyonlarda dikiş kullanılmamakta ve kanama olmamaktadır. Belden yapılan spinal anestezi altında gerçekleştirilen ve ortalama 30 dakika süren bu işlemlerden sonra hastalar aynı gün taburcu edilmektedir.

ANAL FİSSÜR (MAKAT ÇATLAĞI) 

Anal fissür (makat çatlağı) makatta kabızlık veya ishale bağlı olarak çatlak oluşmasıdır,. Makat çıkışında bulunan halka şeklindeki ve internal sfinkter adı verilen kas bu çatlaktan rahatsız olarak kasılmaya başlar. Bu durum dışkılama esnasında şiddetli sancı yapar ve kanama yapabilir. Genelde kronik kabızlık şikayeti olanlarda ve doğum sonrasında sık görülmektedir. Sancı nedeni ile hasta tuvalete gitmekten korkar, kabızlığı artar ve bu kısır döngü neticesinde fissür giderek büyür.

Kronikleşmiş anal fissürlerde kronik irritasyona bağlı olarak makat ağzında sentinel pili adı verilen bir meme oluşur. Bu yüzden çok sık olarak hemoroid ile karıştırılmakta ve hemoroid tedavisi ile zaman kaybedilmektedir. Kronik anal fissür hastalığının kesin tedavisi cerrahidir. Makat çıkışındaki internal sfinkter kası kesilerek (sfinkterotomi) gevşetilir ve basınç oluşturan mekanizma ortadan kaldırılır. Böylece anal fissür iyileşir ve tekrarlamaz. Belden yapılan spinal anestezi altında gerçekleştirilen ve ortalama 10 dakika süren bu ameliyatta dikiş kullanılmamaktadır. Hastalar aynı gün taburcu edilmektedir.

PERİANAL ABSE

Perianal abse makatta yer alan salgı bezlerinin ağızlarının tıkanması sonucunda oluşan bir hastalıktır. Makat çevresinde ağrılı şişlik ve ateş yapar. Acilen müdahale edilerek iltihabın cerrahi olarak boşaltılması (drenaj) gerekir. Tedavide geç kalındığı takdirde özellikle şeker hastalarında, bağışıklık sistemi baskılanmış olanlarda ve yaşlılarda hayatı tehdit eden yaygın enfeksiyonlara neden olabilirler.

PERİANAL FİSTÜLLER

Perianal fistüller, abselerden sonra oluşan, makat derisi ile kalın barsak arasında tünel oluşması sonucunda iç çamaşırları kirleten akıntı ve iltihap atakları yapan bir hastalıktır. Tedavisi cerrahidir ve iç ağzı barsakta, dış ağzı deride bulunan tünelin çıkarılması ile gerçekleştirilir.

Hastanemizde perianal abse ve fistüllerin ameliyatları, belden yapılan spinal anestezi altında gerçekleştirilmekte ve hastalar genellikle aynı gün içinde taburcu edilmektedir.

PİLONİDAL SİNÜS (KIL DÖNMESİ) 

Pilonidal sinüs (kıl dönmesi) hastalığı kuyruk sokumunda orta hatta yer alan kılların derinin içine doğru büyümesi sonucunda oluşan bir hastalıkdır. Bu kıllar nedeniyle tekrarlayan iltihabi ataklar ve kronik akıntı oluşur. Hastanın günlük yaşam konforunu ve hijyenini bozar. Kesin nedeni bilinmemekle birlikte genetik yatkınlık, sürekli oturarak çalışma ve kötü hijyen sonucu oluşabilmektedir.Hastalık genellikle 40 yaşından sonra şiddetini azaltarak kaybolma eğilimindedir. Kesin tedavisi cerrahidir. Çeşitli cerrahi metodlar mevcuttur. Pilonidal sinüs ameliyatlarında hastanemizde kapalı ve flep çevirme yöntemleri başarıyla uygulanmaktadır. Belden yapılan spinal anestezi altında gerçekleştirilen ve ortalama 45 dakika süren bu ameliyatlardan sonra hastalar genellikle aynı gün taburcu edilmektedir.

MEME HASTALIKLARI

Meme kanseri bir çok ülkede, kadınların en korkulu sağlık sorunu olma özelliğini taşımaktadır. Günümüzde ABD’ de, sekiz kadından birisi meme kanserine yakalanmaktadır. Bu oran Avrupa ülkelerinde on kadında birdir. Türkiye’ de her yıl 30 bin kadın meme kanserine yakalanmaktadır.

Bazı özellikleri taşıyan kadınlarda, meme kanseri daha sık görülür. Bu özelliklere risk faktörleri adı verilir. Evlenmemiş ve çocuk doğurmamış olmak, emzirme süresinin kısa olması, adet görmeye erken yaşta başlanması ve ileri yasa kadar devam etmesi, anne, teyze yada kız kardeşlerde meme kanseri görülmesi ve hormon tedavisi görmek bunlar arasında sayılabilir.Bu risk faktörlerini taşıyan kişilerin mutlaka meme kanserine yakalanacakları söylenemez. Sadece, bu faktörleri taşımayanlara göre, daha fazla meme kanserine yakalanma olasılıkları vardır. Bu faktörleri taşımayan kişiler de meme kanserine yakalanabilirler. Meme kanserine yakalanan kadınların yarısı, bu risk faktörlerini hiç taşımamaktadır. Bu nedenle, risk faktörlerinin taşımayan kişiler de olağan kontrollerini yaptırmalıdırlar.

50 yaş üzerinde olan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı, yaşı 50 yaşın altında olan kadınlardan 4 kat daha fazladır. Bu nedenle, 50 yaş üzerindeki her kadın, mutlaka yılda bir defa hekime baş vurarak muayene olmalı ve mammografi dediğimiz meme filmini çektirmelidir.

Memede tespit edilen her kitle kanser demek değildir. Doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık %60’ında görülen fibrokistik meme hastalığı en sık rastlanan sebepdir. Tanısı muayene ve ultrason ile konur. Büyük boyutlara ulaşmadığı ve risk teşkil etmediği sürece periyodik olarak izlenen iyi huylu bir meme hastalığıdır.

Memedeki lezyonların saptanmasında kadınların kendi memelerini muayene edebilmeleri çok önemlidir. Sertlik ya da kitle fark edilmesi, meme başından kendiliğinden ya da sıkmayla akıntı olması, meme basının içeriye çekilmesi, ciltte çöküntü ya da portakal kabuğu görünümünde olması, meme ucunda ekzemaya benzer erozyon ve ıslaklık olması, meme cildinde kızarıklık olması , damarlanmanın artması, memede ve kolda ödem olması gibi bir problem tespit edildiğinde veya rutin olarak genel cerrahi hekimine başvurulması, meme kanserinin erken bir dönemde teşhis edilmesini sağlar ve dolayısıyla tedavide başarı şansı artar.

Meme kanserinin ön tanısı muayene, ultrason ve mammografi ile konur. Kesin tanı için mutlaka şüpheli bölgeden eksizyonel biopsi yapılması gerekir.

Meme kanseri cerrahisinde çok hızlı gelişmeler olmaktadır. Meme kanseri tespit edilmiş hastaların kanserin boyutuna göre, tedavi yöntemleri değişmektedir.. Erken dönemde gelen hastaların tedavisinde mastektomi adı verilen memesinin tamamının alınması gerekmemekte, sadece tümörlü kısım etrafındaki sağlam doku ile çıkartılmaktadır. Erken tanı konmuş olgularda Meme Koruyucu Cerrahi (koltuk altı disseksiyonu) artık standart haline gelmiştir. Eğer koltuk altında yayılma varsa, tedaviye radyoterapi veya kemoterapi ilave edilmektedir.

Hastanemizde her türlü meme cerrahisi başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Meme biopsi ameliyatları sonrası hastalar aynı gün taburcu edilmektedir. Meme tümörü cerrahilerinde ise hastalar 1 veya 2 gün sonra taburcu edilebilmektedir. Patoloji sonucuna göre ameliyat sonrası tedavi kliniğimiz tarafından düzenlenmektedir.

 

 

Genel Cerrahi